25 Temmuz 2011 Pazartesi

AÇLIK GÜNLERİNDE 'ALLAH'IN YÜZÜ' (YENİ)

 “Açlık günleri” demek olan oruç ile “Yeryüzünde 1 milyar insan hangi suçundan dolayı aç?” sorusu arasında bir bağ kuramayan ve ‘Ne alaka, kel alaka’ vaziyetleri ile karşılayan ‘yurdum insanı dindarına’ ne demeli?
Dindâr mı demeli dini-dâr mı demeli?
Ona mı, kendime mi yanmalıyım?
Acaba Kur’an’ın indirilmeye başladığı ay olan Ramazan ayının tümüyle “açlık günleri” ilan edilmesinin amacı ne olabilir?  
Acaba “Açlık günleri (oruç) sizden öncekilere de farz kılındı” ayeti nasıl bir insanlık ve tarih okuyuşunun ve bilincin ifadesidir?
Kur’an’da keffâretlere öngörülen ‘boyunduruk altında olanları (köleleri) özgürleştirmek’, ‘on veya 60 açı doyurmak’ veya ‘on veya 60 gün peşpeşe aç kalmak’, ‘ötekine’ nasıl bir bakışın ifadesidir? (bkz. ‘Sosyal İslam’ başlıklı makele).
Acaba Kur’an ‘doyurulması gerekenler’ ile ‘Allah’ın yüzü’ (vechillah) arasında neden ilişki kuruyor? (İnsan; 76/9) Sonra “Sizden beni doyurmanızı istemiyorum, sizden rızık da istemiyorum” (Zariyat: 51/57) diyor. Bu nasıl bir teolojidir?

Bunları anlamak için Kur’an’a alttakilerin (açların ve yoksulların) gözüyle bakabilmek lazımdır.
Dine bu zaviyeden bakabilmek için de sıradanlıktan çıkıp ‘özgün bir din’ anlayış ve bilincine sahip olmak lazımdır.
***
Dinlerini ‘tapınak dini’ ve ‘zengin eğlencesi’ haline getirenler, başta oruç, iftar ve sahur olmak üzere İslam’ın özgün ritüllerini tahrif etmişlerdir.
Artık Ramazan bir festival.
İftar,  zenginlerin davet ve şatafat gösterisi.
Sahurun anlamı yok.
Ramazan gelince ‘din pazarı’ açılıyor. Ekranlar Ramazan meddahlarından, kıssacılardan, hurafecilerden geçilmez oluyor.
Allah’ın bizim sırf aç kalmamızı istediğini, ondan ‘hoşnut’ olduğunu sanıyorlar. 
Sanki biz aç kaldıkça Allah’ın ‘egosu’ tatmin oluyor ve bundan büyük zevk duyarak “Nasıl da milyonlarca insan benim için aç kalıyor, en büyük benim!” diye gökte tanrılığını kutluyor (!)
Sırf ‘bir’ ayaç kalmada maharet var sanıyorlar.
Sadece ‘beş’ kez eğilip kalkmanın meziyet olduğunu sanıyorlar.
Kabe’nin etrafını ‘yedi’ defa dönmenin yeteceğini sanıyorlar.
Hayvan boğazlamanın, her yanı kan gölüne çevirmenin, derinin, bağırsağın, dananın, tekenin ‘din kuralı’ olduğunu sanıyorlar.
Saçının tek telini göstermezsen, domuz etini zinhar yemezsen en çok takva sahibi ve en iyi dindar oluyorsun.
Bu zihniyet nusükun (ritüelin) hayattaki gereğini yapmayı değil; bizzat kendisini din sanıyor.
Açlarla beraber olmayı değil; orucun kendisini… Zülme ve sömürüye ‘kıyam’ etmeyi, zenginin önünde eğilmemeyi, hayatta kimseye ‘secde’ etmemeyi değil; namazın kendisini… Halka karışmayı, eşitlenmeyi değil; tavafın kendisini… Yakınlaşmayı, kaynaşmayı değil; kurbanın kendisini… Domuzlaşmamayı, yiyicilik yapmamayı değil; domuz etinin kendisini… Kadının boyunduruklardan kurtulmasını değil; saç telini örtmenin kendisini ‘ibadet’ sanıyor.  Başörtüsünün sırf saç telini göstermemek için var olduğunu sanıyor ve ‘fetiş’ oluşturuyor.
Bunları söyleyene de “Ne yani namazı, orucu, haccı, kurbanı, başörtüsünü inkar mı ediyorsun, domuz eti caiz mi diyorsun?” diyerekten de ‘din bekçiliğini’ kimselere bırakmıyor.
Akif’in tabiri ile ‘Nebiye atf ile binlerce herze uyduruyor, yıkıyor da onunla dini mubini yeni bir din kuruyor’ sonra da ‘yeni bir din mi getiriyorsun’ diye üste çıkıyor.
‘İbadet’in ne olduğunu bilmiyor.
40 yıldır “Din nedir?’ okuyor, bir arpa boyu mesafe yok. 
Dinlerde ‘ritüel’ ne amaçla yapılır tümüyle fransız.
Ritüelin kendisini ibadet sanıyor. (bkz. ‘Din ve ibadet anlayışımız’ başlıklı makale).
***
Çünkü ona öyle anlatıyorlar.
Din adına konuşanlar, cemaat hocaları, televizyon vaizleri, hatta Diyanet bile böyle anlıyor dini, diyaneti, ibadeti…
Din, Diyanet, Medine, Medeniyet hepsi aynı kökten gelir.
Peygamberimiz kurduğu yeni topluma neden din kökünden gelen “Medine” demiş acaba?
Düşünün bakalım İsrail’in resmi ismi neden “Medinetu’l-İzrail” acaba?
Çünkü din bir inanış, düşünüş ve anlayış biçiminin siyasi, sosyal, toplumsal ve ekonomi-politik ete kemiğe bürünüşü; “devlet” halinde vücutlanışı demek…
Bir dinin ete kemiğe büründüğü, vücutlandığı yere onun için “Medine” denir.
Batılıların “religion” değil; “state” dediği şeye takabül eder.
Batılılar ölüler, ruhlar ve ayin (ritüel) ile ilgili olana din anlamında ‘religion’ diyorlar. Çünkü Aydınlanmada öyle tanımlandı. Buna göre din bir vicdan işi olup, ölüler, ruhlar ve ayin ile ilgilidir. Yeri tapınaklar ve mezarlardır.
Oysa din “state” olmak icap eder. ‘State’ yaşayanlar, diriler, siyasal, sosyal, toplumsal, ekonomi-politik olanla ilgilidir. Buna göre din bir vicdan işi değil; vicdanla başlayan bir iştir. Mecrası tarih, tabiat, insan, yaşam ve toplumsal hayattır. Yeri tapınaklar ve mezarlar değil; hayatın atardamarlarıdır.
İşte buna ‘gerçek hayat dini’ diyoruz.
İslam’ı böyle anlamazsanız  onu Hristıyanlığın düştüğü duruma düşürür ve ‘dinlerden bir din’ haline getirirsiniz. Oysa İslam dinlerden bir din değildir. Hatta ‘religion’ anlamında bir ‘din’ de değildir. (bkz. ‘İslam dinlerden bir din midir?’ başlıklı makale).
**
Namazı, orucu, haccı, kurbanı vs. ‘dinin kendisi’ sanmanın neye mal olacağını görünüz.
Aslında mal olmuş bile.
Bugün Türkiye’de Diyanet’in temsil ettiği din bir Türk ‘religionu’dur. Dirilerle ilgili değil; ölülerle ilgilidir. Yeri tapınak, kandil geceleri ve mezarlardır. Hayatın atardamarlarından akmaz. Mülkiyetle, kapitalizmle, bankalarla, faizle, sömürüyle, emperyalizmle ilgilenmez. Derdi doğrudan doğruya açlar ve yoksullar değil; açın ve yoksulun çiğnediği sakızın orucu bozup bozmayacağı, sahura saat kaçta kalkacağı vs.dir.
Türkiye dindarlığı neredeyse bütün kesimleriyle beraber doğrudan açlığı ve yoksulluğu “dini bir mesele” olarak görmez. “Açlık günlerinin” (orucun) ne için var olduğunun farkında değildir. Ama açın ve yoksulun iftarını hanımını öperek ve ilişkiye girerek açması caiz mi değil mi bayıla bayıla tartışır. İşin derdinde değil; eğlencesindedir. “Açlık günlerinde” eğlence de böyle olur (!)
Halkı böyledir de devlet değil midir. Hükümetler de böyledir. Her şey değişir, kozmik odalara girilir, anayasa  bile yeniden yapılır ama Diyanete asla dokunulmaz. Çünkü bütün hükümetler, siyasiler, egemenler, güç sahipleri hepsi İslam’ı ‘religion’ olarak anlarlar.
Öyle ki bu hususta aydını, sanatçısı, sağcısı, solcusu, Türkçüsü, Kürtçüsü, Atatürkçüsü, hocası, şeyhi, dindarı, İslamcısı vs. neredeyse tamamı böyledir.
Dindarı dini ‘religion’ olarak anladığı için iktidara geldiğinde namazı, orucu, haccı, kurbanı, başörtüsünü devlet eliyle uygulamaya hatta dayatmaya kalkar. İran, Taliban vs. bunun örneğidir.
Laiki de dini ‘religion’ olarak anladığı için iktidarı elinde tuttuğu sürece buna direnir ve ‘devlet din kuralları ile yönetilemez’ der durur. Ritüelleri ‘din kuralları’ olarak anlar çünkü neredeyse herkes öyle görmektedir.
Oysa devlet söz konusu ise ‘din kuralları’ şunlar olmak icap eder: Hak, adalet, eşitlik, kardeşlik, özgürlük, dürüstlük, yetimi, yoksulu, işçiyi, emekçiyi, ‘alttakini’ korumak, mazlumun yanında olmak, zayıfı güçlüye ezdirmemek, faiz, emek sömürüsü, kamu imtiyazı gibi yollardan ‘kenz’ ve ‘temerküze’ izin vermemek, ülke kaynaklarını zenginler arasında dönüp dolanan bir tahakküm aracı olmaktan çıkarmak, hakça dağıtmak, eşitçe bölüştürmek, ‘ortak iyiyi’ iktidar yapmak… Velhasıl adam gibi bir ‘adalet devleti’ haline gelecek ilke, değer ve kurallar bütünü…
***
Peki bu ritüellerin dinde yeri yok mu? Var. Ama bunlar dinin direği değil; gereğidir.
Dini düşüncenin imgeler, simgeler ve ritüeller üzerinden akan bir tarzı vardır. Bu onun kuşatıcı olma iddiasının gereğidir. Fakat bunlar amaç değil; nihayetinde araçtırlar.
Dinlerin ritüellerden ibaret görülür hale gelmesi, yaşamla bağının koparılıp Ali Şeriati’nin tabiriyle ‘anlamsız tekrarlara’ (ayin) dönüşmesi ve böylece ‘religion’laşması yeni bir sorun değildir.
İslamiyet bunlardan en sonuncusunu yaşamakta belki.
***
Bakınız, Yahudilikte ‘cumartesi günü yasağı’ aslında ‘mülkiyet edinmeme günü’ idi. Altı gün çalışılacak yedinci gün bölüşülecekti. Altı gün boyunca ‘kenz’ edilmişse, yedinci gün ‘infak’ edilecek, o gün herhangi bir şeye sahip olmak için çalışılmayacaktı.
Cumartesi yasağı bu ‘sosyal amacı’ gerçekleştirmek için konulmuştu. Zamanla ‘ritüelleşti’ ve anlamsız tekrara dönüştü. Esas amacı unutuldu. Cuma akşamı nehre ağ atıp Pazar sabahı günü balıkları toplayarak hem yasağa riayet etmiş, hem de sahip olmaya devam etmiş olduklarını sandılar. Bu ‘şark kurnazlığı’ yapanların yüzlerine vuruldu ve “Aşağılık maymunlar olun” dendi. (bkz. ‘Aşağılık maymunlar olun’  başlıklı  makale).
Bugün Yahudilikte cumartesi yasağı ‘dinlenme günü’ olup, daha fazla ve hırsla kazanmak için geri çekilmeyi ifade eder ve ‘kimlik oluşturucu’ bir ritüel olarak titizlikle uygulanır. Domuz eti yasağı da öyledir. Domuz gibi faiz parası yerler ama asla domuz eti yemezler! Gazze’ye girip en büyük haram olan 1500 ‘insanı’ keserler, sonra lokantaya gidip ‘ineğin’ dini usullere göre kesilip kesilmediğini sorarlar, helal et (koşer) isterler. Masada ölü eti yerler (gıybet), sonra garsondan helal et isterler. Bu konuda en çok Müslüman dindarlarla, Yahudi dindarlar birbirine benzer. Koşerci dindarlığın sefaleti!   
***
Hristıyanlıkta ‘komünyon ayini’ adı üzerinde topluca/cemaat/komün halinde olmayı ifade eden bir durumu ifade ederdi. Hz. İsa’nın sürekli toplu halde yemek yemesinden gelir. Hz. İsa ekmeği bölüşür, suyu paylaşırdı. Hiç ayrı yemek yemezdi. İnsanlara sürekli olarak bunları öğütlerdi. Onun bu davranışı döndü dolaştı ‘komünyon ayini’ oldu. Ritüel haline gelerek yemeği bölüşmesi bir parça ekmekten alarak onunla bütünleşmeye, suyu paylaşması da şaraptan içerek onun kanına ortak olmaya dönüştü.
Bugün ortalama bir Hristiyan kiliseye gider, komünyon ayinine katılır, ekmekten yer, şaraptan(sudan) içer ama dışarı çıkınca ne ekmeği, ne suyu kimseyle bölüşmez. Cemaat/komün hayatından nefret eder. Bencilliği tavan yapmıştır. Çünkü artık o bir ayin ve ritüeldir. Sırf onu yerine getirmek dindarlık olarak görülür… 
***
İslam’dan da bir örnek verelim. Peygamberimiz namazdan sonra cemaate döner ve bir derdi olan var mı yok mu sorardı. Derdi olan söyler, olan olmayana verir, bölüşülür, paylaşılır, kaynaşılırdı.  Bu gelenek devam ederek Emeviler dönemine gelindi. İmamlar bu ‘sünneti’ sürdürerek cemaate sormaya devam edince şikayetler yükselmeye başladı. Bundan rahatsız olan Emevi ‘şark kurnazlığı’ çareyi şöyle buldu. Dediler ki imamın cemaate dönünce ‘zikir’ yaptırması sünnettir. Peygamberimiz buyurmuştur ki ‘Her namazdan sonra kim 33 kez Sübhaneallah, 33 kez Elhamdülillah, 33 kez Allahuekber derse…”
Ve cemaate dönen imam sustu, susuş o susuş, gidin bir camiye hala öyle.
Bir ‘anlamsız tekrardır’ sürer gider. ‘Sub sub sub…’ dedirtirler ve gönderirler yurdum insanını yapayalnız çaresizliğin girdabına. Nerede cemaat? Nerede din kardeşliği? Kimse kimsenin derdiyle dertlenmez. Herkes birbirine homur homur bakar. Bırakın derdim var, dardayım demeyi herhangi bir ‘dünya kelamı’ konuşmak bile yasaktır.  Sub sub sub dindarlığının sefaleti!
***
Bunlara dinlerin içinden güçlü itirazlar yükselmiştir. Hatta peygamberler tarihi bir anlamda bunun örnekleriyle doludur.
Yeşaya böyle bir zamanda yaşamış olmalı ki ritüelin dinin özünü ve sosyal amaçlarını boğmasına karşı çığlık çığlığa bağırır. “Açlık günlerinden” ne anlamımız gerektiğini bakın nasıl anlatıyor:  Bugünkü gibi oruç tutmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız. İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz? İnsanın isteklerini denetlediği gün böyle mi olmalı? Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı? (o günkü ritüel). Siz buna mı oruç, Rabb’i hoşnut eden gün diyorsunuz? Benim istediğim oruç haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak, her türlü boyunduruğu kırmak değil mi? Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi? Barınaksız yoksulları evinize alır, çıplak gördüğünüzü giydirir, yakınlarınızı gözetirseniz ışığınız tan yeri gibi ağıracak, çabucak şifa bulacaksınız. Doğruluğunuz önünüzden gidecek, Rabb’in yüceliği artçınız olacak, o zaman yardım çağrılarınızı Rabb cevaplayacak, feryat ettiğinizde ‘İşte buradayım’ diyecek!” (Tevrat; Yeşaya: 58/3-14).
***
Hz. İsa ritüel ve ayin fetişisti zamanın Ferisilerini bakın nasıl anlatıyor: “Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin hamâillerini büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerine ‘Rabbi’ diye çağırmalarından zevk duyarlar… Vay halinize kör klavuzlar! Diyorsunuz ki ‘Tapınak üzerine yemin etmek caiz değildir. Ama tapınaktaki altın üzerine yemin eden yeminini yerine getirmesi gerekir. Budalalar! Körler! Hangisi daha önemli? Altın mı altını kutsal kılan mabed mi?... Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını adaleti, merhameti ve sadakati ihmal edersiniz. Ey kör klavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır ama deveyi yutarsınız! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz ama içiniz açgözlülükle ve taşkınlıkla doludur… Siz dıştan güzel görünen ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benziyorsunuz!” (İncil; Matta; 23/1-29).
***
Kur’an’da da buna benzer ifadeler yer alır. Musa ve İsa zamanındaki Ferisi din adamlarının yerini Mekke’de tefeci bezirganlar almıştı. Kur’an bunlara ‘mal ve oğul sahipleri’, ‘bahçe sahipleri’, ‘nimet sahipleri’ vb. der. Bunlar da kendi çıkarlarına uygun ritüeller uydurmuşlardı. Başta kıldıkları namaz olmak üzere, hacılara su dağıtmaları, Kabe’nin örtüsünü değiştirmeleri gibi dindarlık tezahürleri tıpkı Hz. İsa gibi ‘Vay halinize’ denilerek yüzlerine çarpıldı.
Çünkü bunların içinde İsa’nın tabiri ile adalet, merhamet ve sadakat yoktu. Yeşaya’nın tabiri ile de ‘yiyeceğini açla paylaşmak, barınaksız yoksulları eve almak, çıplak gördüğünü giydirmek” yoktu. Maun suresi tıpkı Yeşaya’nın ve İsa’nın sözleri gibi yüzlerine tokat gibi çarpıldı.
Ferisilerin nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını hesapladıkları gibi Kabe’ye gelen hediyeleri hesaplıyorlar, sineği süzüp ayırıyor, deveyi ise amuduyla yutuyorlardı. Kur’an’da bunlar şöyle anlatılır: “Derler ki: ‘Deveden bir çift sığırdan da.’ Söyle onlara: “İki erkeği mi, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerindekini mi haram etti? Yoksa Allah size bu yasaklamayı emrederken siz orada mıydınız?” (En’am; 6/144)
Tefeci bezirgânlar Ferisilerin tapınakta yaptığına benzer bir işi Kabe’de yapıyorlardı. İşlerine gelen deve ve sığırları tek tek, çift çift veya gebe olanlar- gebe olmayanlar vs. diyerek ayırıyor, göz koyduklarının kesilmesini haram kılarak kendi sığır sürülerine katıyor, bunun ticaretini yapıyorlardı. Onlar için en önemli gelir kaynağı da ‘gebe deve’ idi. Bu nedenledir ki Kuran’ın kıyamet gününün dehşetini ifade için kullandığı “Gebe develer salıverildiği zaman” (81/4) ayetini duyunca beyinlerinden vurulmuşa döndüler. Bu ifade bugünün küresel bezirgânlarına “Dolarlarınız sonbahar yaprağı gibi savrulduğu zaman, filolarınız Titanik gibi denizin dibine battığı zaman” demek gibi bir şeydi. İşte bu sığır sürüleri (en’am) üzerinden dönen çarka peygamber çomak sokunca çılgına döndüler. Var güçleriyle karşı çıktılar.
Yeşaya’nın  “Yakmalık koç sunularına, besili hayvanların  yağına doydum. Boğa, kuzu, teke kanı değil istediğim.” (Yeşaya; 1/10) demesi gibi, Kur’an, Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.” (Zariyat: 51/57) der.
Bunun ne demek olduğunu şu ayet daha iyi açıklar: “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.” (Hacc; 22/37).
Burada kurban ‘ritüeli’ kastediliyor ama diğer bütün ritüeller için de bunu genelleyebiliriz. O zaman şöyle denmiş olur: ‘Yakmalık koç, besili hayvan, deve, koyun, et, kan… Asıl maksat bunlar değildir! Havra, kilise, cami, hacc, namaz, oruç, domuz eti, cumartesi yasağı, komünyon ayini… Asıl mesele bunlar değildir! Bunların hiç birisi bana ulaşmaz. Gece gündüz sırf eğilip kalkarak, kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine oturarak, ekmek yeyip şaraptan yudumlayarak, ağlama duvarında ağlayarak, amaçsızca hacca giderek, manasızca aç kalarak, sub sub tesbih çekerek sesinizi yükseklere duyuramazsınız!”
***
Bir memuriyetin ifası olarak yerine getirilen ritüeller dindarın dinini daraltır. Hz. Süleyman’ın bastonu gibi yapar, yıkılması için bir dokunuş yeter.
Demek ki her namazın aslında namazdan sonra, her haccın aslında hacdan döndükten sonra, her Ramazan’ın da Ramazan’dan sonra başladığını görmemiz gerekiyor.
Açlık günleri doğrudan doğruya “açlığa ve yoksulluğa” dikkat çekmedir. Önceki ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılınmıştır. Çünkü bu sorun kadim bir insanlık  sorunudur. İnsanlığın en kadım, en acil en yakıcı sorununa bigane bir din olamaz ama bigane hale gelmiş dindarlar pekala olabilir.
Üsteüne üstlük onlar orucu bu şekilde ele almayı “sekülerleşme” olarak görürler. Çünkü o  zaman orucun dini boyutu kaybolur, metafizik tarafı ortadan kalkar ve Allah ile ilişkisi kesilirmiş. Dini ‘sekülerleştirmemek’ lazımmış. ‘Sıradan’ insanlık sorunlarıyla ilgili görülmemeliymiş din. Onun çok derin, manevî ve ruhânî boyutları varmış…
***
Bende diyorum ki: Ruhâniyat da, maneviyat da yemin ederim ki açların ve yoksulların yüzündedir. Onları Kur’an’ın  “Allah’ın yüzüne’ (li’vechillah) nispet ettiğini okuyunca sanırım benim gibi siz de şaşıracaksınız. (bkz. İnsan suresi; 76/9). Demek ki açlar ve yoksullar yeryüzünde “Allah’ın yüzü”dürler.
Bu nedenle “Açlık günlerinde” şeytanlar zincire vurularak bağlanır.  Böylece şeytanlar bizi ‘açlık ve yoksullukla’ korkutamazlar.
Çünkü açlık günlerinde korkuya ve çaresizliğe gerek yoktur. Hep beraber aç kalır, hep beraber de iftar ederiz. Olan olmayana verir, paylaşır, bölüşürüz. Bu durumda şeytanlar hangi korkudan beslenecek, hangi çaresizlikten nemalanacaktır? Neyi istismar edecek, hangi muhtacı borç ve faiz ağına düşürebilecektir?
Böyle bir topluluğu kim dize getirebilir? Çünkü ‘oruç’ artık sırf ‘ritüel’ olsun diye yapılmamaktadır. Ya ‘namaz’ da, “hac’ da, ‘kurban’ da öyle olursa…
Bunlar da ‘beş’e, ‘yedi’ye, ‘bir’e hapsedilmez, bütün yıllara, mevsimlere, diyarlara, coğrafyalara ‘mana ve ruh’ kazanarak, ‘ete kemiğe bürünerek’, ‘bedenlerek’, ‘vücutlaşarak’ yayılır; yaşayan, yürüyen, direnen, bölüşen, paylaşan, birleyen, eşitleyen, seven, sevilen, sarıp sarmalayan hale gelirse ‘küresel şeytanların’ hali nice olur?
“Açlık günlerinde” orucu bugünkü gibi tutmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız.  
Tehdit değil, tekliftir; ‘perspektifi’, ‘bakışaçısını’, ‘felsefeyi’ değiştirin.
Sakın O’ndan kopmayın.
“Allah’ın yüzüne” yaklaşın.

49 yorum :

  1. tebrik ederim.çok güzel bir yazı.gerçekleridile getirmişsiniz..

    YanıtlaSil
  2. Din'in batın yüzünü metafizik yorumlarla uhrevileştirerek dünya hayatından uzaklaştırarak, formel yanlarını esas alarak öz'üne kayıtsız kalanların -daha doğrusu böyle algılamak isteyenlerin- yaygara yapıp gürültü çıkararak duyurmak istemeyecekleri bir yazı olmuş. Teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  3. İhsan ağabey, elindeki aynayı yüzümüze tutuyorsun..

    Işığın farkına varıyoruz, ama meydana gelen ışık gözümüzü kamaştırıyor, rahatsız ediyor..

    Gözümüz kör oluncaya kadar bu ışığa ihtiyacımız var..

    Allah sizden razı olsun.

    YanıtlaSil
  4. Bu makale çok fena hocam.
    Acayip sağlam.
    Zihindeki tüm kurguları kuşatıcak denli geniş,
    hemde kısacık bir yazıyla.Hakikaten çok sarsıcı olmuş.Tebrik ederim teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. Sayın hocam,
    Yazılarınızı dikkatle takip ediyorum. Hayatım boyunca biriktirdiğim bir çok soruya cevap buluyorum. Bu nedenle Allah sizden razı olsun.
    Yıllar önce okuduğum bir kitabı ısrarla tavsiye ediyorum okumanız için. (Sistem Yayıncılık Ricardo Semler Maverick)

    YanıtlaSil
  6. A.Kadir Doğru26 Temmuz 2011 21:14

    Zenginlere , hadisci ve gelenekci müslümanlara ulaşması ve tesir etmesi çok zor ama sağlam tesbitlerle dolu etkili bir yazı.

    YanıtlaSil
  7. hocam hiç susma rabbim sana o sağlık ve gücü versin saygılar

    YanıtlaSil
  8. iyi ki bugün hürriyette özdemir inceyi okumuşum yoksa adınızı duyamayacaktım iyi ki de merak edip araştırmışım da bu yazıyı okumuşum.bundan sonra takipçinim abi.yüreğine emeğine sağlık.ALLAH RAZI OLSUN.Keşke herkes böyle algılayabilse.bu güzel aylarda herkesin Allah'ı ve yaşamı bu perspektiften algılayabilmesi dileğimle.esen kal abi.

    YanıtlaSil
  9. çok eksik...
    yoksulluk, dilenmekle mi çözülür?
    zengin müslümana, "yardım et" demek, çok mu matah?
    eliaçık, "prim"e dönüştürdüğü açlığı, yoksulluğu yardımla mı çözecek? iktisadi olarak neden her evsize ev, her işsiz iş önermiyor? aksine, zengin müslümanların yardımı ile çözüme çağırıyor...
    yazarlığına "süs" kattığı emperyalizm, sözünü ettiği zengin dindarlarla ilişki, ancak buna değinmiyor... söz çok lakin hacet yok... "biz"den olmayana asla yer yok, bakmayın siz kardeşlik safsatasına...

    YanıtlaSil
  10. Tüm islam alemine armağanınız olsun bu yazı. Umarım içinden alabilirler yüreğinizden dökülen güzellikleri. Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
  11. YAZDIĞINIZ YAZILARIN EN KUVVETLİSİ DİYEBİLİRİM. ZİHNİNİZE SAĞLIK...

    DİNİN AMAÇLARI İLE ARACINI KARIŞTIRIP, ARACI KUSALLAŞTIRANLARA GELSİN BU YAZINIZ.

    KURAN DÜŞÜNCELERİNİZİN HAYATTA GÖRÜLMESİ DİLEĞİ İLE...

    YanıtlaSil
  12. 27 Temmuz 2011 14:44 ---> "çok eksik...
    yoksulluk, dilenmekle mi çözülür?
    zengin müslümana, "yardım et" demek, çok mu matah?"

    Sevgili kardeşim, bunları Eliaçık değil, Kuran'ın bizzat kendisi söylüyor. Lütfen aklınızı ve vicdanınızı kullanarak okuyun. Yazarın kazandırmaya çalıştığı ise bu bilinç. Yoksa dünyadaki eşitsizlik, adaletsizlik devam ediyor, belkide kıyamete kadar devam edecek. Ama insan olarak Allah'ın istediği yönden bakarak O'nunla beraber yürümeliyiz..

    YanıtlaSil
  13. Cehalet dönemindeki putlar ile günümüzdeki putlar benzerlik gösteriyor. Farklardan biri kavramların o günlere kıyasla daha cok putlasmis olması. Sonuç itibarı ile, daha vahim bir cahiliye doneminde yaşadigimiza inanıyorum. Artık gerçek peygamber gelmeyecegine göre, napariz ne ederizi sorgulayabilen bir toplumu ümit ederken; sizin gibi mert aydın insanları Allah başımızdan eksik etmesin.

    YanıtlaSil
  14. Hocam,
    birkaç gün önce iyi bir davranışta bulunduysam bu sizin etkinizle olmuştur. Allah sizden razı olsun.

    YanıtlaSil
  15. çok derinlere daldım...

    YanıtlaSil
  16. İhsan beyin yazdıkları yerinde ve doğrudur. Bu uyuşmuş insanları uyandırmak için eksik gelebilir. Fakat hiç söylememektense söylemek daha iyi değil mi? İnşaallah daha başkaları çıkar bu sözlerin uygulanması için çalışırlar. Herkese selam ve saygılar. Ramazan'ın uyanışa vesile olmasını dilerim. Cuma Özusan/BURSA

    YanıtlaSil
  17. RAMAZAN sadece açlık günleri olarak geçiştirilecek bir ay değildir, ALLAH zihninizi aç bırakmasın

    YanıtlaSil
  18. Harika bir yazı olmuş, elinize sağlık

    YanıtlaSil
  19. manifesto niteliğinde bir yazı, çığ etkisi yaratacak, elinize, vicdanınıza,

    YanıtlaSil
  20. ethem kabadayı3 Ağustos 2011 12:26

    işte islam budur.İnsanları aydınlattığınız için Allah sizden razı olsun.

    YanıtlaSil
  21. tamam insanları uyandırmak için yazmışsınız ama üslubunuz o kadar sert ve namazı, orucu vs hafife alıyor gibi bir algı oluşturuyor ki asıl uyandırılması gereken insanlar sinirlenir ve okumadan bırakır ve yazdıklarınız faydasız kalır, sadece zaten böyle düşünenlere ulaşabilmiş olursunuz. ben de bi bakıma sizin gibi düşünüyorum. ama ritüel diyip hafife alır gibi konuşmanız beni bile rahatsız etti ama sabırla okudum yazınızı. islam bir hayat tarzıdır. ibadetlere ritüel denip geçilmemeli, ibadetlerin içi boş bi şekilde uygulanması hatadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İbadet ve ritüel kelimelerinin dinde nelere karşılık geldiğini araştırmanızı tavsiye ederim.beli sinirleriniz yatışır.mesla okula gitmek mi yoksa okulda ders görmek mi , hangisi riyüel hngisi ibadettir?

      Sil
    2. Sadece sonunu güzel bağlamışsın..gerisi reklam kokuyor.peygamberkimseyi üzmedi kmseyi kırmadı derken ne kadar realistsin? Malını paylaşmk istemeyenleri çök kırmış,çok sinirlendirmiştir mesela...

      Sil
  22. Artık Ramazan bir festival.
    İftar, zenginlerin davet ve şatafat gösterisi.
    Sahurun anlamı yok.
    Ramazan gelince ‘din pazarı’ açılıyor. Ekranlar Ramazan meddahlarından, kıssacılardan, hurafecilerden geçilmez oluyor.
    yazının en müthiş kısmı bence, bazı tipler var, 11 ay ortalarda görünmezler, ramazan geldi mi, bu sefer ortalarda görünmezler, belediye etkinlikleri, dernek-vakıf iftarları, aynı konuşmacılar, aynı şiirciler v.s vs

    YanıtlaSil
  23. Tehdit değil, tekliftir; ‘perspektifi’, ‘bakışaçısını’, ‘felsefeyi’ değiştirin.
    yazara benim de teklifim bu. üslup diğer pek çok yazıda olduğu gibi kırıcı,haddi aşar vaziyette. söylediği pek çok fikre katılsam bile ifade edilişi gereksiz sert. diğer yazılarda olduğu gibi müslümanların büyük bir bölümünü belki tamamını tekfir edecek beyimiz. yıkmak,mahvetmek, eline idealleri alıp gerçeği acımasızca hicvetmek kolay. çözüm sunun. sunduğu çözüm uygulanması açısından imkansız. siz önce ilahi pratiği iyi anlayın. islam bedevi araplara tahkirle gelmedi. çözüm ehli kendinden ailesinden etrafından yola çıkar. işe milyonları aptal olmakla suçlayarak başlamak aman ne çözüm.

    YanıtlaSil
  24. her şeye rağmen allah razı olsun hocamızdan.rabbim şımarmaktan ve kendini beğenmişlerden eylemesin. bu yazıya yorum yazan kardeşlerimizdende allah razı olsun. sözüm onlara ki hocamızın uslubundan şikayetçidirler;bugüne kadar kimse kırılmasın yok kimse yanlış anlamasın diyen hacı hoca ve yazarlardan dolayı bugün dinimiz hakkıyla bilinmiyor.örneğin hocamızında bahsettiğ namaz kılan hacca giden ve oruç tutanlar çevremizde bol miktarda,size soruyorum siz olumsuz eleştirmen kardeşlerime bunlara ne zaman ve hangi uslupla dinimizdeki sembolik davranışlarının asıl gayesini anlatacaksınız yada anlatacaklar.ali şeriatiye soruyorlar;ne bu telaş,ne bu sıkıntı,ne bu acelelik biraz yavaş,sakin ol,yumuşak bi uslupla tebliğini yap derler arkadaşlar.ali şeriatinin cevabına pür dikkat kesilmenizi istiyorum,basit bir cevap ama biz müslümanız diyenler için tabiri caizse sert bir tokat etkisi yapması gereken bi cevap... cevabı şöyle oluyor: başını sallıyor ve diyor ki: GENÇLİK ELDEN GİDİYOR,NESİL ELDEN GİDİYOR TELAŞIM BUNDANDIR,ACELEMİN SEBEBİ BUDUR,USLUBUMUN AĞIRLIĞI BUNDANDIR kardeşlerim.gelin şu ramazanın hatırı için elinizi vicdanlarımıza koyalım bu güne kadar yaşadıklarımızın ve kalabalık cemaat topluluklarında duyduklarımız yada piyasa da basım rekorlarını kıran kitapların kaçta kaçı bizi KURAN-i bi şuura yöneltmişti. unutmayın bizi seven hem acı söyler hemde acı yazar...bizim buralarda gözel bi söz var;derlerki seni gÜldüren,eğlendiren ve seni Üzmeyenden dost olmaz;dost,seni ağlatabilen gerektiğinde hakiki bi uslupla özebilendir. bazı yorumcu kardeşlerimiz kırıcı usluptan bahsediyorlar,şunu açık net ve kendimden emin bi şekilde söylüyorum bu dinin ve Allah ın kuru kalabalıklara hiç ihtiyacı yok ve olmayacakta. bütün kardeşlerime söyliyeceğim son sözüm şudur:acep biz bu dinin bi parçasını sırtlayıp hakim olması için mi uğraşıyoruz yoksa tersi bi durum mu bu dini sırtlayacağımız yerde bizmi dinin sırtından geçinip güzel dinimizin hakim olmasını engelliyoruz. düşünüp tefekkür etmeyenin bu dine faydadan ziyade zarardır.hocamızın uslubu ve tespitleri yeridedir.(m.can karanlık/pervari)

    YanıtlaSil
  25. “Açlık günlerinde” orucu bugünkü gibi tutmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız.
    Tehdit değil, tekliftir; ‘perspektifi’, ‘bakışaçısını’, ‘felsefeyi’ değiştirin.
    Sakın O’ndan kopmayın.
    “Allah’ın yüzüne” yaklaşın.

    ================================
    Hic bir sey beni bukadar sarsamazdi.. Aman Allahim...

    YanıtlaSil
  26. Arastirmadan kabul edilen bir inancin genel gerekliliklerini ailemizden aldigimiz bir ceyiz hediyesi gibi gordugumuz muddetce algilarimiz dogrulugu yansitmayan balcikla sivanmis ayna halinden bakilan bir gorusu temsil eder.Kendimizi kandiracak, farkli mecralarda tahsis yapan bir halk olarak, her soylenene verilecek bir cevap icin kelimeler beynimiz ve dilimiz arasinda bekleyen ac bir kopek misali ic hirlamamizi dinler.Yazinizi okuyunca insanligimdan inancimdan en onemlisi kendi varligimdan utanmadim dersem...ama en aci tarafi ise simdi bu sayfayi kapatip face de ne olmusu onemsedigim icin sanirim yukarda bahsettiginiz iki yuzlu insanlardan biri olacagim(bu yazi oyle olduguma beni ikna etti ama) Yaziniz ben deki densizlikleri gormemi ve unutmamami hatirlatti o umutla bu sayfadan cikiyorum.Dedigim gibi herkesin bir bakis acisi var. Yaziinizi herkes sevmeyebilir ki sevmek zorunda da degil yukardaki yorumlarda bu acikca gorulebiliyor.Sahsim adina dusuncelerinizin ve yazidaki kararliliginiz adina size tesekkur ediyorum... o.ozel

    YanıtlaSil
  27. Allah razı olsun

    YanıtlaSil
  28. Yazınız çok güzel...

    ALLAH sizden razı olsun.

    YanıtlaSil
  29. Allah razı olsun Hocam sayesinde İletilen din ile , Üretilen din nihayet birbirinden ayrılacak

    YanıtlaSil
  30. Tüm yazılarını okumadım. Gerçekten islami saydığımız hayat acınacak halde. Peki Sayın hocam kitaplarına bakıyorum da kitaplarınız sayfa, baskı vs ölçüsünde aşırı pahalı. Gerçeği söylermisin bu pahalılık yayın evlerinden mi kaynaklanıyor yoksa sizin kitaplarınızı ticaret için yazma amacından mı kaynaklanıyor. Bana diyebilirmisin "ben sizden bunlara karşılık hiç bir ücret istemiyorum" diyebilirmisiniz. Var mi bir peygamberin islamı tebliğini, ticari faliyetlere dönüştürdüğünü, geçimini bunlardan sağladığını. Sahi siz geçiminizi ne ile sağlıyorsunuz. Ölümde hak Sayın hocam. Zaman daralıdı. Gün yaklaştı. Ne götürdüğümüz yüzümüze vurulacak. Hadi hayırlısı.

    YanıtlaSil
  31. paylaşmak , kaynaşmak bunlar güzel , ben de biliyorum Allah ın namaza oruca muhtaç olmayacağını.Ama biraz da şöyle yapmalı sırf emir olduğu için yapılmalı !!! örnek: domuz eti haramdır.tamam o zaman biz kaynaşıp domuz eti yiyelim gibi bi sonuç oluşuyor.biraz da kural ,farz olduğu için yapalım !!!

    YanıtlaSil
  32. sayın ihsan bey sizin programlarınızı ve yazılarınızı birkaç seneden beri takip ediyorum.islamiyeti bu hale getirenleri o kadar güzel yorumluyorsunuzki devam .Sonuçta dindar olduğunu söyleyen dinsiz, dini alet ederek her türlü pervasızlığı yapan zengin züppeler ,sizin bu çıkışlarınızdan dolayı çok rahatsız oluyorlar.Televizyon programlarında o kadar hırçınlaşıyorlarki sizin sakin tavrınız onları dahada çok azgınlaştırıyor.Onların karşısında sakin ihtiyatlı olmak gerekiyor.Çünkü Peygamberimizde bunu emrediyor.Siz daha iyi biliyorsunuz.Yüce rabbim size ve sizin gibilere bu halkı aydınlatmak için sağlık güç kuvvet versin.

    YanıtlaSil
  33. Son yıllarda okuduğum en güzel yazı. Ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
  34. sevgili pervarili kardeşim m.can karanlık. yorumuma bir yorum da sen yapmışsın. cevap ihtiyacı hissettim yazıyorum. öncelikle diğer yorumlarımda da söyledim. sayın i. eliaçık değerli bir alimdir. pek çok düşüncesini paylaşıyorum. ama biz alimlerimizi kutsamayan bir inanca sahibiz. örneğimiz rasul. ona ne kadar benzersek o kadar kurtuluşa ereriz. peygamberimizin hayatında asla tahkir yoktur. aşağılama, suizan hiç yoktur. dağdan inip türlü seviyesizlik ve yabanilik yapan bedevileri bile hoşgörü ile karşılar. hocam hemen hemen her yazısında insanları aşağılar,tahkir eder. daha da kötüsü dinden çıkarır. bir yazıda anadolu müslümanını müslüman olmayıp maniheist olmakla, diğer yazıda akp ye oy veren milyonları çıkarcılıkla, diğer yazıda başbakanı iki yüzlülük ve emperyalistlikle suçlar. ihtiyacı dışında elinde para tutan herkesin dinini yorumlar ve mümin olmamakla suçlar. hepimiz kuran talebesi olmak zorundayız. kuran birilerinin yorumlarının tekelinde değildir. ömrümüz onu anlamak yaşamak ve elden geldiğince anlatmakla geçmeli. islam sadece iktisattan,ekonomiden ibaret değildir. dikkat edin hocam bütün meseleyi bu yöne hapseder. tabiki en büyük sorunlarımızdan biri paylaşım, haksız zenginlik ve toplumun ekonomik yapısının bozukluğudur. pek çok müslüman parayı ve saltanatı diniyle değişmiştir. bu bir olgudur. tartışalım.
    hocamızın yorumlarının öz fikri yeni değil. zaten muvahhit müslümanlar yüzyıllardan beri böyle yaşıyor. ama kimse kalkıp da zenginlerin tamamını afaroz edemez. kuran ayetlerini anlamak istediği gibi yorumlayamaz. zaten yorumlasa da bu kendini bağlar. ben zengin değilim. hemen hemen açlık sınırında bir gelirim var. ama çalışıp kazanan kazancının zekatını veren verdikçe malı artan müslümanları dinden çıkarmak ne kadar doğru. insanları uyarmak,elden giden gençlik için yanmak koşmak hepimizin görevi. yalnız üsluba dikkat. ben hocamın üslubunun kırıcılığından serliğinden bahsetmiyorum. kendi dışındaki görüşleri küfürle, dini yanlış anlamayla yorumlayarak işe başlayan alimin hedefi nedir? milyonlarca anadolulu müslümanı maniheist olmakla suçlayan alimin hedefi nedir? bütün zenginleri kapitalist olmakla suçlayan alimin hedefi nedir? dini salt para ve bölüşüm ile açıklamak isteyen alimin hedefi nedir? çok eşlilikte dini zamana uydurmak için ayeti kendince tevil eden alimin hedefi nedir?
    kardeşler din tek yönlü değildir. kendi görüşlerimizi,yorumlarımızı "işte din budur." diyerek kutsallaştıramayız. hocamızdan öğreneceklerimiz var. farklı bir ses ,yorum. ama tartışılamaz değil. islamın ekonomik öğretilerini uygulanışını tartışalım.ama ilk işimiz insanları suçlamak, dinin dışına itmek olmasın. sosyalistlere şirin görünmek niye. o da kapitalizm gibi batıl bir ekonomik sistemdir. temelini, çıkış noktasını allahtan ya da onun kutlu rasulunden almayan bütün düşünceler batıldır.
    ne yazsak boş. son lafım lütfen fanatikleşmeyin

    YanıtlaSil
  35. islamın ekonomik öğreti leride ne olaki?zaman ve mekan kavramını ihsan hoca açık bir dille anlatmış ,islamın nasıl mekanik kavrandığını açıklamış,üstüne üstlükte o mekanikliğin islam diye nasıl insanları "uyuştur"duğunu izah etmiş.islam kapitalizme düşmandır ,özünde paylaşım olmayan ,adalet olmayan bir sisteme düşmandır ,islam peygamberinin ünlü sözü bile bunu doğrular"komşu açken tok yatan müslüman değildir"ne demektir bu ?yatları katları ,hanları hamamları,bankada faizde paraları,yastık altı altınları,bmw leri,hamburgerleri,kalbur üstü müslüman takımı(müsiad)olanlar bizden değildir demek.ne demektir bu?milyonlarca insan emperyalist barbarlık yüzünden açlıktan ölürken kıvranırken,sırf "timsah gözyaşları"anlamında üç beş çocuk bezi göndermek demek değildir 40 koyunun 1ini göndermek demek hiç değildir.onun için insan suresinin yukarıdaki ayetini insanlığın iyice bir okumasında fayda var.saygılar.

    YanıtlaSil
  36. Değerli İhsan kardeşimin dün akşam televizyondaki bir cümlesi aynen benim düşündüğüm şeyleri dile getirdi ve beni rahatlattı. Diyor ki: Peygamberlerin esas görevi herkesin zaten bildiği şeyleri hayata geçirmektir. Onunla hak, hukuk, adalet yaşanır hale gelir. Bundan daha doğru bir şey olabilir mi? Hangimiz yalanın, zinanın ve hak yemenin haram olduğunu bilmiyoruz. Emin olun ki o zamanki Araplar da biliyordu. Yaptıkları işlerin yanlış ve çirkin olduklarını da biliyorlardı fakat uymuyorlardı. Şimdi de biliyoruz fakat uymuyoruz. İslamı sadece akait ve doktrin çerçevesinde anlayan ve algılayan,onu spekülatif bir felsefe haline getiren, hayattan kopartan, onu yaşamayan ve hissetmeyenler doğruları anlayamaz. Nantıki doğrular ancak yaşanırlarsa bir anlam ifade ederler. Soyutlaşmış, pratik temellerinden uzaklaşmış düşüncelerin varlığı veya yokluğu birdir. Böyle düşünceleri savunanları ikna etmek ve etkilemek imkansızdır. Çünkü bunlar duygularını ve duygulanmalarını kaybetmişlerdir. Yoksula ve çaresize baktıklarında kalplerinde bir duygulanım meydana gelmez. Gelmediği için de onlarla tartışmak boşunadır. Onlara tesir edemezsiniz. Kalpleri taşlaşmaış, taşlardan daha katı hale gelmiştir. Onları kimse doğru yola getiremez. Onlar Kuran'ın mefhumuyla kör ve sağırlardır, kalpleri mühürlenmişlerdir. Allahın sapıttırdığını kimse doğru yola getiremez. Hak üstündür onu savunmaya gerek yoktur. elhakku yahlu vela yuhla aleyh. vesselamü ala menittebe'el huda. Cuma Özusan

    YanıtlaSil
  37. Hele şükür! Bir müslüman akla vurulan parangaları parçaladı. Din'e özüne uygun bir yorum getirdi. Hocam bir de şu arapça mevzuuna el atın. Bir ömür boyu namaz kılıp da okudğu duların ne anlama geldiğni bilmememek nasıl bir durumdur? Bunu bilmeden ruhumuzun islamın belirlediği yolda şekillenmesi mümkün müdür ?

    YanıtlaSil
  38. Allaha hamt olsun.Siz bu yazıyı yazdınız ve bizde okuduk...

    YanıtlaSil
  39. yazdıklarında entellektülel bir hava yaratmak için yabancı kelmeler seçmişsiniz kafa karıştırıyorsunuz kısacası ben münafığım desenize

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. adsız,
      yaratmanın yalnızca Allaha ait bir kavram olduğunu bilmemen asıl senin münafık olduğunu ortaya koyuyor.

      Sil
  40. Allah razı olsun...

    YanıtlaSil
  41. Demek ki her namazın aslında namazdan sonra, her haccın aslında hacdan döndükten sonra, her Ramazan’ın da Ramazan’dan sonra başladığını görmemiz gerekiyor.Muhtesem bir tespit. Araçlar amaç haline gelince olan duurmu çok güzel özetlemişssiniz.nasılki abdest almak namaz için bir bedeni temizlik(negatif enerjinin suyla boşaltılması anlamında yoksa teyemmümüm abdestinin anlamını açıklamak mümkün olmazdı)namaz ve diğer ibadetlerde sürekli, yaşayan ve esas hedefe, amaca ulaştıracak olan ibadetler için bir araçtır.nasılki abdest alıp namazı kıldık diyemiyorsak namaz kılıp aynı şekilde hedefe vardık diyemeyiz diye düşünüyorum nacizane.Hedef varlığımızdaki hakikatleri OKU mak(bilmek, bulmak ve yaşamak)Varlığımızdaki bu hakikatler sadece bizde var değil, onlar farkına varamasa veya unutsada biz hatırlamak zorundayız...bir zamanlar bildiğimiz bir şeydi nede olsa.....

    YanıtlaSil
  42. Mükemmel bir açıklama, okuyanlara çok faydalı olacağı inancındayım. Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
  43. piyasada birçok islam yorumu var ,hangisini dinlesen ben , biz hakkız demekte onu bunu bilmem bu kadarlık aklımızla , tecrübemizle kimseye yaslanmadan en iler tutarı yoksuldan , yetimden , emekten , ezilenden , mazlumdan falan taraf olan yorumdur , egemenlerle , sistemle kolkola olmuş akp ye , benzerlerini , diğer birçok cemaatı , kimseyi filan dikkate almak gerekmez yahu inanç yoksuldan , fakirden , gurabadan yana değilse ne yapcan hayret bişey yahu öyle dini peygamberler yoksulların kurtuluşu için gelmedimi nerden nerelere sonra Dilipak gibilierde az kusurlu değil yani önce kendilerini ölçsünler böyle sistemle , egemenlerle kolkola islamın bir kenarından tutunmuş özeleştiri yetersiz , muğlak tavırları böyle değil

    YanıtlaSil
  44. sözüm meclisten dışarı günümüzde dinden menfaat , ikbal vesaire olmasa şerefim üzerine yemin ederimki bugünkü dindar geçinenlerin yüzde doksanı caminin , orucun önünden geçmez bu kadar iddalı bir söz işte buna istinaden inancın özerkleşmesi , sivilleşmesi gerek eski vehimlerden , korkulardan azade olarak samimi insanları görmek bu vesileyle yahu iki kişi ibadet etsin ama temiz , hiçbir kire bulaşmadan olsa vallahi en temiz dindarlık olur hiçdeğilse artniyetliler ayrılır gider inancı çiğnetmemek olur

    YanıtlaSil
  45. çok değerli hocam,
    allah sizden razı olsun ki,korkmadan gerçek kuran-ı kerimle tanştırıyorsunuz bizleri.edip yüksel hocam ve sizi yakından takip ederek kendimi ve islamiyetin gunumuzdeki ''ŞEKLİNİ'' sorguluyorum. iyiki varsınız.

    YanıtlaSil